30 Ağustos 2011 Salı

30082011

"İçi yoksullardansam da içini yok sayabileceklerden değilim. İnsan içleri on binlerce yıldır değişmeden vardır, şarap bardaklarında , sazlı sözlü şarkılarda , yatak sıcaklıklarında ve mezar altlarında saatten saate değişen insan dışlarıdır ! İçim azıcık eziktir , yeni sürülmüş topraklardaki ayak izleri gibidir. Kendi kendine kabaramamış , toprağın yüzünde heykel gibi doğrulup soluklanmamış , içinde beslenen solucanları , böcekleri, köstebekleri , kunduzları , karıncaları , kokarca ve porsukları uzun uzun aç bırakmıştır. Ama açlığı severim , bugünün açlığı çünkü , yarın tok tutar."

Tahir Musa Ceylan , İçi Yoksul

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Dublin, Amsterdam, elsewhere


I will not serve that in which I no longer believe, whether it calls itself my home, my fatherland, or my church: and I will try to express myself insome mode of life or art as freely as I can and as wholly as I can, using for my defense the only arms I allow myself to use--silence, exile and cunning.
James Joyce, A Portrait of the Artist as a Young Man.

histories(s) du cinema


One day a peddler came to a village by the Rhone and he became friends with everyone because he knew how to tell a thousand and one stories, and then a storm broke out and lasted for days and days and the peddler told them that it's the end of the world, but the sun finally came out again and the residents of the village chased the peddler away. This peddler was the cinema. Was the cinema. Was, was, was.
Historie(s) du cinema: Les signes parmi nous

19 Ağustos 2011 Cuma

story of the poet


If a man passed through heaven in a dream and received a flower as proof of his passage, and if, on awaking, he found that flower in his hands- what to say then? I was that man.
Jorge Luis Borges.

Bu da olur

Can Yücel'in mezarı saldırıya uğramış. Mezar taşını balyozla kırmışlar.

Bundan bir hafta kadar önce Erzurum'da sigara içen bir kadını dövdüler. Şort giydiği için bir genç kızı da dövdüler. Şaşırmıyorum ama öfkeleniyorum.

Bundan 20-25 sene öncesinde de komünistler ülkücüleri , ülkücüler de komünistleri dövüyordu. Farklılığa tahammülümüz yok çünkü. Kendi görüşümüzün kabul gördüğünü hissettiğimiz her yerde karşı tarafa şiddet uygulamak da bir an bile tereddüt etmiyoruz.

Ayrıca düşüncem şu ki , İslam dininin yaygın olduğu toplumlar geri kalmışlıktan , barbarlıktan kurtulamıyor. Hoş görü yok, bilim yok , sanat yok. Ama pardon İbn-i Sina'yı , Farabi'yi , Ali Kuşçu'yu nasıl unuttum. Gülme. Tarih öğretmeninin bunları anlatırken nasıl böbürlendiğini hatırla.

Umarım anlatabilmişimdir.





17 Ağustos 2011 Çarşamba

Olur

"Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman ‘Tahammül mü hoş görmek mi’ başlıklı köşe yazısında ‘Müslüman gibi yaşamayanlar için özel bölgeler yapılmasından’ söz etti: ‘İslam'a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -İslam toplumunda- "onların aykırı filleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi" tedbirlere başvurulur.’"



15 Ağustos 2011 Pazartesi

agustos iki bin on bir


There is nothing that man fears more than the touch of the unknown.
Elias Canetti, Crowds and Power.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

13082011

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece sevgi duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bir sen varsın bir de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi


Aslında sadece şarkıyı paylaşmak istedim , ama çok yavan bir gönderi olacaktı. Ne de olsa görünüm önemli.

http://www.youtube.com/watch?v=5rPyQFmGmb4