22 Haziran 2009 Pazartesi

itiraflar


bjork ün hiçbir şarkısını sevmiyorum, sesi tüylerimi ürpertiyor, yüz ifadesini aptal buluyorum, şarkı söylerken yaptığı hareketleri izleyemiyorum bile, bjork dinleyen kadınları sevmiyorum ve lars von trier amcasıyla çektiği cannes tarihinin yüz karalarından, kokuşmuş ağlaklığıyla tiksindiğim dancer in the dark da midemi bulandırıyor, bir de lars von trier catherine ablamızı bu filmde oynatmış ya, ona da daha bir şey diyemiyorum ve o sene in the mood for love varken bu filmi seçen luc besson hırdavatına da utan lan diyorum.
hava çok sıcak.

20 Haziran 2009 Cumartesi

niteliksiz adam II çıktı!

bekleyenlere, unutanlara, ümidi kesenlere duyurulur:
niteliksiz adamın ikinci cildi yky de!
vatana ve millete hayırlı olsun, üçüncü cilt için on sene sonra görüşelim.
son olarak, ahmet cemal sen bizim her şeyimizsin.

18 Haziran 2009 Perşembe

Yağmur

Gece yağan yağmurdan sonra bir süre balkona çıkıp öylece seyrettim gökyüzünü. Güzel bir koku vardı. Toprak kokusu ya da bir çiçek kokusu değildi bu.Ne olduğunu çözemedim ama güzel anları anımsatan bir şeydi , gülümsedim. Biraz buruk , çünkü bir şeyleri özlediğimi hissettim. Yine de biraz da böyle hoş anları hatırlamak gerekiyordu. Gözümü kapadım , o hoş koku ile birlikte artık başka bir zamandaydım . Aklımın , algılarımın yanılsamasına bıraktım kendimi.

Tatil

Gidecek bir yerim kalmadı. Tutsak edilmiş gibi hissediyorum . Aynı yollardan geçiyor, aynı şeyleri tekrarlıyor , aynı bakışların karşısında biraz daha kayboluyorum. Benim için kalacak bir yerin önemi kadar , gidilecek bir yerin olması da önemli. Hatta biraz daha fazla diyebilirim. Sıkışmışlığımın içinde hava alacak bir delik , bir nevi bir yaşam kaynağı gibi ihtiyaç duyuyorum öyle bir yere. Belki bir arkadaş evi , ya da sadece bir arkadaş sohbeti, uğrak yeri haline gelmiş bir mekan, belki bir kadının kolları, gülümsemesi, belki de bomboş bir bank denize karşı. Bunların hepsi şu an çok uzakta.

Hiçbir yere gidemiyorum, kaçıp kurtulmak istiyorum, fakat evin etrafındaki sokaklarda bir iki tur atıp geri dönmekle yetiniyorum. İki haftadır işler böyle yürüyor. Daha fazlasına cesaret edemiyorum. Evin merdivenlerinde bir aşağı bir yukarı yürüyorum elimden düşürmediğim sigara ile birlikte. Kendi kendime konuşuyorum . Geçmişteki bazı anları yeniden yaşamaya çalışıyorum , kişilere tekrar can verip. Bir yerlerde hata yapmış olmalıydım. Bir yerlerde yanlış yaptığımı düşünerek anlara takılıp kalmış da olabilirim. Hiçbir şeyi ayırdedemiyorum. Doğru ne ? Yanlış ne ? İyi mi ? Kötü mü? Hissiz bir haldeyim.

Yüzümü yıkamak için banyoya gittim. Soluk bir yüz üzerinde iki haftalık sakal. Rahatsız etti bu görüntü. Usturaya yeni bir jilet taktım. Sabunu iyice köpürtüp yüzüme sürdüm. Fakat neden bilmiyorum vazgeçtim. Yüzümü tekrar yıkadım. Usturadaki jileti çıkardım , yanıma alıp odama geçtim. Yatağıma uzandım. Elimdeki jilet son verebilir her şeye. Bu duyguyu yaşayan insanlar bu anda ne hissetmişlerdir hep merak etmişimdir. Onlar ne düşünmüştür bilmiyorum fakat benim aklıma hiçbir şey gelmedi. Tamamen bir boşluk duygusu... Zihnim durmuş gibi. Yapamadım.

Öylece uyuyakalmışım. Avcumun içi biraz kanamış ama aldırmadım. Masanın üzerindeki pakedimi aldım tekrar uzandım yatağa. Bir tane yaktım. Sonra kalkıp mutfağa gittim. Her şey devam ediyordu ve yemek yemek de gerekiyordu. Sonrasında bulaşık yıkamak hatta. Bu takım işleri nedense hiç aksatmadan yapmaya devam ediyorum. Çamaşır , temizlik , ütü hiçbirini ihmal etmedim bugüne kadar. Kusursuz bir düzen. Her ne olursa olsun bozulmayan.

Yemekten sonra tekrar banyoya geçtim. Tıraş oldum hem de sinek kaydı. Şimdi adama benzedim işte. Sonra içeriye geçtim. Bir şeyler okumak istedim, ancak sadece kitapların isimlerini okumakla yetindim. Uykum geldi yine. Sürekli uyumak istiyorum bu aralar. Tekrar odama geçtim. Uyumam da gerekiyor artık saat iyice geç olmuş.

Yatağıma uzandım . Tavana bakarken yarın ne olacağını düşünüyorum şimdi. Beyaz yakalı, temiz suratlı , iyi para kazanan bir adamım işte. Hatta "gayet hoş bir adam" ofisteki kadınların aralarındaki konuşmalarından duyduğuma göre. Saatimi kurdum. Tatil bitti , döngüye tekrar dahil olma zamanı şimdi.

14 Haziran 2009 Pazar

bu filmlere dikkat!


altın kozanın galipleri, iff çizgisinden sapmadı ve köprüdekiler, 11'e 10 kala ve uzak ihtimal yine ödülleri götürdü, izleyenlerin çok konuştuğu iki dil bir bavul isimli belgesel de ödüle hak kazandı. iki dil bir bavul herhalde vizyona girmez, o yüzden ancak özel gösterimlerini yakalayabiliriz. ama köprüdekiler, 11'e 10 kala ve uzak ihtimal vizyona girecek, bu üç filmden sadece uzak ihtimal i izledim ama diğer iki film içinde güzel şeyler duydum, kısacası bu üç filme dikkat diyorum ve son olarak şunu ekleyeyim bu üç filmde yönetmenlerin ilk uzun metrajı.
11'e 10 kala ve köprüdekiler yönetmelik değişmediyse eğer portakal da yarışamayacaklar. anlaşılan portakal geçen seneye göre sakin geçecek. demirkubuz un yeni filmi, uzak ihtimal ve eğer yetişecekse-bu konuda bir şey okumadım- ahmet ulucay ın yeni filmi portakal ın en büyük adayları olacak. yine büyük ihtimalle yerel seçim sonuçları doğrultusunda adana da olduğu gibi altın portakal film festivalinde de bakanlığın yaptğı ödenek düşürülecek.

12 Haziran 2009 Cuma

mükemmel üçlüler

adamın solunda işveli bakışlarıyla onu delip geçen parlak kırmızı elbisesine yapışmak istediği femme fatale kadın, sağ tarafında uysal, nazik, müşfik gülümsemeli evinin kadını. ikisi de adama cipsini uzatuyordur, adam pelte bakışlarla onlara bakıyordur, sonra mucize gerçekleşir, iki cips birleşir, iki kadın da onun olur, barış imzalanır, aynı anda hem karnı doyar, hem fetttan kadın, hem de evinin kadını onun olur ve mit gerçekleşir. mit gerçekleşirken adamın şaşkınlığını garipsememek gerek, ne de olsa biz sadece bunu hayal ediyorduk. yine de hayal etmeye devam edeceğiz gibi gözüküyor, çünkü cipsi satın aldığımızda üçlünün diğer öğelerini nasıl tamamlayacağımızı reklam bize söylemiyor, bu bağlamda daha samimi olan bir reklam var, birkaç cümle de ona.

yaz aylarıyla birlikte kızışan bünyesini rahatlatmak için tatil beldesine akan gencimiz en havalı saç modeli, gıcır gıcır kasları, afili giysileriyle sonuca gitmeye hazırdır, ama rakibi boldur, bir şeyler yapması gerekiyordur, işte bu noktada "mucize" devreye girer, manen ve madden bizi serinleten dondurmanın verdiği enerji ve özgüvenle kadının yanına gider, onu tavlarız. işte böylelikle bütün sene boyunca düşlediğimiz yaz imgesi gerçekleşmiş olur, kumsaldayızdır ve onun beline sarılmışızdır. reklamı izlediğimiz basık odalarımızda bir hadi canım küçümsemesi gerçekleşmez, tersine bir acaba ikircikliğiyle sokağın bütün gençleri sahile dondurma almaya gideriz, vakit kendini aşıp aşka gelme vaktidir.

11 Haziran 2009 Perşembe

özür dilerim

ne zaman bir kadından özür dilemeye başlarsınız artık o ilişkinin bitmek üzerine olduğunu anlamalısınız. yapacak daha iyi bir şeyiniz olmadığı zaman ondan özür dilersiniz, bu sizi ırgalamaz da, özür dilemek kabulleniştir, bıkkınlıktır, oluruna bırakmaktır.
geçen sene haziran ayında "hatalı" davrandığım birisine mektup yazmaya karar vermiştim, bunun çok daha samimi ve "elle tutulur" olduğu düşüncesindeydim, mektubu yazdıktan sonra gördüm ki özür dilemekten başka hiçbir şey yazmamıştım, ama böyle bıraktım, çünkü dedim ya, özür dilediğiniz anda geriye pek bir şey kalmıyor.
bir sonraki konumuz:"seni seviyorum"a verdiğimiz cevaplar.

haziran 09

okan bayülgen bundan on sene önce hazır kart ilk çıktığında-çöp adamlı halleri- üstlendiği karizmatik dış ses görevini halen devam ettiriyorsa buna artık dış ses memuriyeti denir.

2 Haziran 2009 Salı

iggy nin yeni şarkısı ve eksendeki herif


iggy nin yeni şarkısını dinledim, tom waitsen, cool bir parça. merak konusu olan tabii ki iggy nin parçayı "live" olarak nasıl icra edeceği, iggy hisli, biz hisli, oturmuş elinde akustik, dinleyiciler çakmakları yakmış, dinlemek istiyoruz efendim.


işte bu şarkıyı eksen de dinledim bu akşam. eksen de akşamları çıkan herife sinir oluyorum. tamam, arada güzel şeyler çalıyor ama o ses nedir birader ya, yani akşam evine gidince ananla da böyle mi konuşuyorsun ya, ne kasıyorsun kendini, adam gibi sun, nasıl bir yapmacıklıktır, sevimsizliktir, bir dinle kendini ya.
görüşürüz, haziran ayınızın güzel geçmesini dilerim.

21



Geçen gün televizyonda kanallar arasında amaçsızca dolaşırken kendilerine denk geldim. Ondan sonra merak edip bir dinleyeyim dedim albümü. Sadece bir kez dinledikten sonra şarkıları şunu diyebilirim ki; bir kaç şarkıda müzik ile sözlerin birbirinden ayrı durduğunu, bütünleşemediğini gördüm ve bu beni rahatsız etti. Albümdeki enstrümental şarkılar fena değildi. Çoğu zaman ilk dinleyiş de bir çok şarkı içimize sinmez , bir beğenme duygusu oluşmaz ancak albümdeki don kişot adlı parçayı sevdiğimi söyleyebilirim.
Albümlerini ilk dinleyiş de pek sevdiğimi söyleyemesem Redd'in yapacağı işleri bundan sonrasında da takip etmeye devam edeceğimi söyleyebilirim. Şarkıların sırası , sözleri tutarlı bir bütünlük sergiliyor. Ortaya bir "albüm" çıkarmışlar. Zaten Redd benim için diğerlerinden ayrılıyor. Göze batmadan, popüler kültüre kendilerini kaptırmadan sadece müzik yapıp yola devam ediyorlar. Böyle şeylere rastlamak pek mümkün olmadığı için bu duruşları bile değer görmeyi hakediyor.