17 Mayıs 2009 Pazar

selim

gözlerimi kapamıştım ama uyuduğum söylenemezdi, hiçbir şey düşünmezsem uyuyacağım gibi salak bir düşünceyle hiçbir şey düşünmemeye çalışıyordum ve aslında gerçekten hiçbir şey düşünmüyordum ama yine de uyuyamıyordum.
derken-ki her zaman bir derken olur bu tarz anlatı bozmalarında- telefonum titremeye başladı, sırtüstü uzanmıştım, hiç doğrulacak halim yoktu, hem saat kaç olmuştu ki artık, ve işte hiç durmayacak gibi titriyordu, o titredikçe içim sıkılıyordu, telefonun çalması aklıma binlerce imge getirecekti ve ben hiç uyuyamayacaktım ki ve o sustu. ben tam bir nefes alacakken o depremlerdeki aralardan birini vermişti anlaşılan ve belki bana böyle geliyordu ama bu sefer o daha hızlı titriyordu sanki ve onu açmazsam sonsuza kadar çalacağını ve sonsuza kadar böyle duracağımı bir an belli belirsiz hissettim, aslında bütün bunların hepsi palavraydı sadece kıçımı çevirmeye üşeniyordum ama son bir gayretle telefona elim ulaştı.
saat beşti, arayan numarayı bilmiyordum.
bir an numarayı bilmediğim için rahatladım, çünkü sabahın beşinde tanıdığım hiç kimseye hiçbir söyleyeceğim lafım olamazdı, ama bir yabancıya her zaman söyleyeceğiniz anlamlı bir şeyler bulunurdu.
efendim.
macit abi ben geldim.
bu noktada ne söylememi bekliyorsanız ben de aynısını söyledim, ya da gayri ihtiyarı ne söylememizi beklerseniz onu söyledim.
yanlış numara
ha öyle mi? kusura bakmayın-bu hep fade out tadında söylenir ve son kelime belki de ağızdan hiç çıkmaz.
telefon kapanmıştı ve benim uykum büsbütün kaçmıştı, yataktan kalkıp işemenin uyumama faydası olup olmayacağını düşünüyordum, kalkmak yararlı olabilirdi, en azından maddesel bir tatmin yaşayabilirdim birkaç saniyeliğine de olsa ama
derken
telefon tekrar çaldı.
arayanın merve olabileceğini düşündüm, bu inanılmaz heyecanlandırdı beni.
yine bilmediğim bir numaraydı.
efendim
pardon bana bu numarayı vermişti şemsettin abi nuri abi yi aramam için- ee siz kimsiniz acaba?
işte sabah saat beşte bu soru kafkaesk bir diyalog yaratabilirdi veya normal bir insan olmayı tercih edip sabahın beşinde taciz eden adama saldırgan stil "asıl ben kiminle görüşüyorum"u yapıştırabilirdim, ama demedim, sesi fazlasıyla munis geliyordu bu cevap için. onu kırmamam gerekiyordu, başka bir cevap vermeliydim, ve
abi bu telefon benim değil, merve nin kız arkadaşımın, nuri yi bilmiyorum, -hem benim midem bulanıyor
bir sessizlik oldu
ve sonra yüzüme kapattı.
bunu hak etmemiştim, olabildiğince nazik olmaya çalışıyordum ama bir geçmiş olsun bile alamamıştım.
kafamı kaldırıp gözlerimi tuvalet kapısına diktim.

3 yorum:

uyuyan adam dedi ki...

Selim'i özlemiştim lüzumsuz.İyi mi kötü mü olduğunu düşünmeden okumak istediğim anıları var Selim'in. Onu okumak keyif veriyor ve başka hiçbir şeyi düşünmüyorum.
Bu arada umarım bir on gün sonra buraya yazmaya başlayabilirim . Bu on günlük süreç dolu dolu mu geçecek tabi ki hayır. Sadece anlamsız gelen şeylerle uğraşmanın verdiği can sıkıntısı nedeni ile hiçbir şeyle ilgilenmeme dönemine ara vereceğimi düşünüyorum.(Bu aradayı kullanarak söze başladığım tümceleri sevmiyorum ama konuşurken de yazarken de kullanıyorum. Gözüme battı yazmadan edemedim.)

lüzumsuz adam dedi ki...

ben de selim i yazmayı özledim dost.
bu da geçen hafta koyduğum gibi bir fragman. adamla arasında uzun bir diyalog olsun istiyorum, beckett vari bir şey, ve hikaye onun tuvalete kalksam mı kalkmasam mı sürüncemesinde bitiyor, öyle bir şey.
yazalım bakalım, ben de yazıyorum bu aralar farkındaysan.

Wendy dedi ki...

Daha çok yazın. Özledik. :)