1 Nisan 2009 Çarşamba

nisan

nisan 1 deyince sanırım size bir hikaye anlatmam gerekiyor, elimde küçücük bir şey var, bununla yetinelim jeremy.
işte nisan 1 hepimiz birbirimize şaka yaparmışız, en azından öyle söyleniyor, bana kimse şaka yapmıyor, her neyse, eski dostlarımın bir anısını sizinle paylaşmak istiyorum. şimdiden söyleyeyim kendi başımdan geçen olayları, arkadaşımındıydı diye size yedirmiyorum, yine de istediğinizi düşünmekte serbestsin tabii ki. nisan 1 de sevgilisine "şaka" yapmak isteyen hatun kişi hamileyim der, oğlan hamile kelimesini duyduğu anda başka bir boyuta geçer ve korunma psikolojisiyle o çok sevimsiz benden olduğunu nerden bileyim der ve sonra kavga başlar, ayırılırlar falan filan. bunu bana anlatığında düz bir insan olarak çok eğlenmiştim, sonra bir şekil düzeldiler ama nasıl desem aslında doğrusu buydu birbirilerine anlamaları adına.

pekala nisan üzerine ne demeli. şarkıdaki gibi "merhaba, seni seviyorum, bana ismini söylemeyecek misin" fütursuzluğunun geride kaldığı bu nisan birde bütün öğleden sonra people are strange in sözlerini hatırlamak için önüme geleni taciz ettiğim nisan gününün neşesini düşünüyorum, günün sonunda şarkının sözleri aklımdaydı, aylak aylak evime dönüyordum, nisan hep düşünmeyi bir kenara bıraktığımız ay olmuştur, umarım bu nisan da bunu başarabilirim.

en son olarak bir itirafla tamamlayım yazıyı. geçtiğimiz hafta gar sakinine senden daha iyi fransızca konuşabilmek için bir fransızla evleneceğim/yaşayacağım demiştim. sonra bir anlık da olsa bunu düşündüm, gerçekten ne güzel olurdu, birlikte fransa ya giderdik, üç sene orada yaşayıp askerden yırtardım, sonra istanbula dönüp asmalı da karımın babasından kalan mirasla robinson crouse tarzı bir kitabevi açardık ve bununla da kalmazdık, babamın mavi genlerini verebilirsem o takvimlerdekine benzer bir veledimiz bile olabilirdi ve gerçekten güzel olurdu.
ama dedim ya sadece bir an düşündüm bunu..
ya da
neyse bu kadar.

Hiç yorum yok: