17 Şubat 2009 Salı

recep ivedik üzerine

wendy nin yorumu bana recep ivedik i hatırlattı, yazmayı düşünüyordum birkaç satır, yazalım bakalım.
madem türk sineması konuşuyoruz, o zaman yaparken hiç vicdan azabı çekmediğim bir genellemeyi paylaşmak istiyorum, on türk filmi varsa dokuzu üzerine konuşulamayacak filmler oluyor, diğer bir tanesi ise birkaç kelam edebileceğimiz denemeler oluyor. evet recep ivedik bu dokuz un bir tanesi. ama taylan biraderler in deprem filmi veya altıoklar ın son denemeleri de bu dokuzları oluşturuyor. ne deniliyor şahan ın filmi tv skeçleri kalitesindeymiş. bir film biçem olarak özgün olmadıktan sonra o filmin iyi çekilmiş olması hikayesi kofti-bu kadar basit bunun tanımı, hiç yormayacağım kendimi- olduktan sonra neye yarıyor. evet taylan biraderler iyi "çekmiş" filmlerini, peki sonra? eğer bu filmler anaakım seyircinin izlemesi için yapılan başka hiçbir kaygısı olmayan yapımlarsa halkın istediğini verdiği için şahan gökbakar ı kimin suçlamaya hakkı var? bu mevzunun diğer ayağı da şahan gökbakar ın son derece "banal" olması. bakın bu adamın dört beş sene önce skeçleri dönüyordu, biz de gayet eğlenerek izliyorduk, en büyük yeteneği olan doğaçlamayı iyi kullanıyordu, birkaç dakika sonra tekrara düşse de "yakaladığı" zaman eğlendirebiliyordu ve bu çizginin benzeri bir şeyleri sinemada deniyor anladığım kadarıyla x y'ye giderse benzeri bir anlatım; bakın insanları bu filmi komik buldukları ve gittikleri için eleştirmek ayrı bir şey, bu filme gittikleri için küçümsemek ayrı bir şey, böyle bir anlatım benim ilgimi çekmiyor, muhtemelen dört beş sene önce güldüklerimi şimdi izlesem pek eğlenceli gelmeyecek ama bu filmi diğerleri yanında ayrı bir noktaya çekmeye çalışmak bana çok anlamsız geliyor, evet eskiden kötü bir filmi bir kişi izliyordu şimdi on kişi izliyor, peki ne değişiyor? ve diğer taraf, filmi ve şahan ı küçümseme, bakın süt filmini iki bin beş yüz kişi izledi, bu filmden bu kadar rahatsız olan kitlenin sinema zevki ne, gerçekten böyle bir kitle var mı, veya onu küçümseyenler ıssız adam a gidiyor olmasın, örnekleri çoğaltabiliriz, uzatmayalım.
şahan gökbakar ın ilk film vizyona girerken uzak filmi hakkında yaptığı adamın biri var galatadan sultanahmet e yürüyor on beş dakika, hiçbir şey anlamıyorum, siz bakmayın onlar ne paralar kazanıyor vs açıklamaları, akabinde bilkent tiyatro okumuş birisi olarak en son ömer seyfettin okuduğunu söylemesi ve en son olarak anti entellektüel tanımlaması üzerine kelam edilecek cinsten. aslında gökbakar ın anti entellektüel tanımlamasını tam olarak anlamasam(çünkü bunu açmamış, anti kelimesi garip bir anlam ifade ediyor) da burada az önce değindiğim kötü film olayından veryansın ettiğini, günah keçisi edildiğini düşündüğünü söyleyebiliriz. ama bence bu anti entellektüel söyleminde de kitap okumuyorum söyleminde de böyle olmaktan gurur duyan bir adam düşüncesi var ve bu yüzden anti entelektüel gibi ne olduğunu da tam olarak anlayamadığımız bir tanım yapma ihtiyacı istiyor, işte bunu da ben anlamıyorum, filmi 4.5 milyon kişi izlemiş, ülkenin en büyük firmalarından birine reklam kampanyası yapmışsın, daha ne isteyebilir ki insan ve zaten türkiye de adı sürekli entelektüel bir çevre olmadığına göre bu serzeniş kime? adam hepsinin yapmak istediğini yaptı işte, gerisi hikaye.
son olarak bir berber anımla yazıyı tamamlıyorum. geçtiğimiz şubat ayında mahalle berberimizdeyim, akp/militarist minvalde bir söylemle ırak a girişimizden övünçle bahsediyordu(k) ki konu recep ivedik e geldi. yirmi beşten küçük olmasına ihtimal vermediğim berberim nedense bana mütemadiyen abi diyordu ve sonra recep ivedik filmine ikinci defa giderek türk sinemasına katkıda bulunmak istediğini söyledi ve onay için öyle değil mi abi dedi ve abi/ben de kafamı salladım ve bir daha o berbere gitmedim. işin ilginç yanı berberimin söyleminin aslında doğru olması. son yıllarda türk sinemasında gördüğümüz "sanat" filmi patlamasıın altında erdoğan, yılmaz, gökbakar vs nin filmlerinden elde edilen vergilerle oluşturulan kültür bakanlığı fonlarının büyük rolü var. ve belki de şahan gökbakar çektiği filmle cannes da altın kamera alan bir türk yönetmenin önünü açacak, bu da işin ironisi olsa gerek.

Hiç yorum yok: