15 Şubat 2009 Pazar

if ve film festivalleri üzerine

evet çok değil bir sene önce istanbul da görmeye alışık olmadığımız bir kar yağışı olmasına rağmen gözümüz ürkse de ben ne yapıyorum desek de çok kurcalamadan, .çok oflamadan sabahın köründe pufidik koltuk isimli garip filmi izlemek için sıcacık evimizden çıkıyorduk.
şimdi ise programı şöyle bir göz ucuyla bakıp tamam gitmiyorum diye kestirip atıyorum, aslında bu ani geçişler benim için sıradan bir şey, kendimle çelişmemek gibi bir sorunum yok jeremy.
yine de bu sene kısaları izleyecektim, ama kısaları bu sene kadıköy e almışlar, kadıköy e gitme düşüncesi bile ürkütüyor beni, biliyorsun karşı tarafla iletişime giremiyorum.
aslında davos ruhuna koşut "bundan böyle benim için if bitmiştir" kestirip atışımın nedenini aramak için geçen seneye dönmeliyiz sanırım. ismini hatırlayamadığım bir film için gar sakiniyle ikimizin bileti vardı ve film saatini birbirimize sorarak teyit ettikten sonra bizim hesabımıza göre salona on on beş dakika önce gelmişken filmin on dakika önce başladığını öğrendiğimiz an if bitmişti bizim için, sadece bunu anlayabilmek için üzerinden bir sene daha geçmesi gerekiyordu ve bilirsin karşı taraf ne derse soruşturmadan kabul eden insanlardanım ve aynı şey gar sakini için de geçerli ve bu bizim başımıza çok daha büyük sorunlar da çıkarmıştır ve işte ikimiz de film saatini bilmiyorduk, biletmize bile bakmadık ve sonra kapıdaki çocuk alamam dediğinde melul-melun lanet demektir jeremy, bkz:bu kalem melun) melul birbimirize bakarken cevval ve şirrret hatun kişi hala içeri girmeye çalışıyordu ve işte gördüğün üzere if le bir dahaki buluşmamız bilinmez bir tarihe kaldı.
tamam, bu kadar saçmaladık, biraz toparlayalım. gerçi okuyan kaldı mı yazıyı bilmiyorum ama ben düzeltmek için geri dönmeyeceğim, şunu demek istiyorum istanbul da üç tane major film festivali var bu üç festivalde yaklaşık iki yüz yeni film gösteriliyor, bir senede izleyebileceğiniz iyi film sayısının kabaca onun üstüne çıkamayacağını düşünürsek ve bir de basettiğimiz festival if gibi seçimlerinde gerektiği gibi özen göstermeyen bir festival olunca birçok filme şüpheyle bakıyorsunuz ve her yerde bulanabilecek hit filmler dışındaki filmlerden uzak durmanız gerekiyor ve bu seferde festivalde izleyecek geriye pek bir şey kalmıyor, belki meraklıları için fantastik sinema ya da gökkuşağı...
festivallarle ilgili genel düşüncemin değiştiğini de eklemeliyim. istanbul film festivalinde de artık üç film üstüste izleme gibi bir şevkim yok açıkçası. bunun iki nedeni var. birincisi benim kibrimden kaynaklanıyor belki de. sokurov, tsai ming liang gibi yönetmenlerin filmlerinin dolu salonlarda oynamasını kafam almıyor, ve sonra film başlıyor, seyirci yarım saatte sıkılıyor ve ben rahatsız olmaya başlıyorum onların gürültülerden, vizyondayken üç kişiyle birlikte film izlemeye alışmış biri olarak beni bu durumun ne kadar rahatsız ettiğini anlayabileceğini düşünüyorum jeremy. ama yine de bunun çok bir önemi yok, bu biraz benim genel müşkülpesentliğimle ilintili, asıl sorun filmlere olan yaklaşımımı sağlıksız bulmam. yirmi dördüncü film festivalinde sevgili birsen le filmlere giderken o bana filmlerle ilgili çıkışlarda notlar tutmamı salık vermişti, ki gerçekten yaptım da-hepsi kayboldu ayrı mesele- bir bakıma her filmin çözümlemesini yapıyorduk. sonra bundan vazgeçtim ve her sene gittiğim film sayısı arttı ve gitgide tüketme döngüsünün içine girdim ve bu durumu yadırgamıyordum. evet bilmem nereden gelme filmi mi var izleyelim, x de ödül mü almış, hadi gidelim, o saatte boşluğum var doldurayım vs.. kısacası birçok film izledim ve birçoğu hakkında bir fotoğraf karesi bile yok aklımda. yirmi yedi de izlediğim chabrol filmi hakkında bir arkadaşımın geçtiğimiz ekim ayında görüşümü sorduğunda filmle ilgili hatırladığım tek şeyin chabrol ve başrolde ozon filmlerindeki hatun olduğunu görünce festivallerde ne yapmam/yapmamam gerektiği konusunu kafamda nihayet çözdüm, bütün festival boyunca hasta olduğum yirmi yedide aklımdan geçen niye gidiyorum lan ben bu filmlere sorusu kafamda bir daha canlandı ve bugüne kadar sürdürdüğüm film izleme ahvalimi bir kenara bıraktım, bu sene sadece bazı türk filmleri ve beklediğim bazı filmleri-misal delta- izleyeceğim, durum benim için bundan ibaret.
aslında her şey seyircinin samimiyetinde bitiyor. haftaiçi sabahın on birinde oynayan fas filmi "full" salona oynarken, cumartesi sabahı atlas ve emek teki film bileti kuyrukları handiyse kesişecekken vizyona giren süt filmi iki binlerde, pandora nın kutusu altı binlerde kalıyorsa seyircinin eğilimleri üzerine düşünmek gerek. seyircinin entellektüel olma güdüsü/çabasıyla varabildiği nokta ve sanata genel bakış açısıyla ilintili bilinçsiz tüketimiyle kişinin ne kadar kesiştiğini düşünmek ve ona göre ilerleyen festivallerde gardını almak.
her neyse durum böyle, istanbul film festivali için size "on öneri listesi" yapacağım ilerleyen günlerde program netleşince, artık sonrası da size kalmış.

3 yorum:

Wendy dedi ki...

Geçenlerde Emek Sineması'nın önünde İf festivali'ne girmek için sevgilisini zorlayan bir kızın, "Böyle sanatsal etkinlikler bizi bozar! Biz Karagümrük çocuğuyuz." diye karşılık aldığını gördüm. Usulca Sinepop'ta Recep İvedik izlemeye yol aldılar.

lüzumsuz adam dedi ki...

ah sen de emek in önünden sinepop a mı gidiyordun:) paylaşabilirsin bizimle, biz düşman değiliz.

Wendy dedi ki...

Ben işe gidiyordum, Küçük Beyoğlu'na. Öhem ehem. :)