11 Ocak 2009 Pazar

okumalar üzerine

bu aralar yapabildiğim tek şey boş boş oturmak. yaşadığım odak sorunu okumalarıma ket vurdu, birçok kitaba başlıyorum ve sonra bırakıyorum. bir kitabı eline alıp okuyamadığın zaman bence en azından birkaç ay o kitabı bir daha eline almamalısın, o okuma sürecini unutmalısın. neyse ben bu aralar birçok kitabı aldım, sonra kütüphaneye geri koydum. yine de kısa okumalar yapabiliyorum, kafamı topladığım nadir anlarda ilginç şeyler okuyabildim bu hafta. pessoa nın anarşist banker diye bir anlatısını okudum, ismi insanı "bir saniye" dedirtiyor bu kitap, gerçekten ilginç bir teori var bu anlatıda, okumalısın. uzun zamandır okumak istediğim zweig in satrancı da elime geçti, zweig uzun öykünün ustası, bu kitap biraz aceleye getirilmiş gibi dursa da simgesel anlamı büyük, okumayanlar es geçmesin. bernhard ın betonunu ise adeta yuttum, oturdum, o upuzun cümleleri, bitmek bilmeyen sıkıntıyı okudum, içim karardı, bu kitapta fazla sızlanmış usta ama şu köpek, insan mevzusu ve mezar imgesi, bir kez daha bernhard ruh haletine girdim. bernhard ın kitaplarını çok sevsem de hep aralıklı okuyorum onu, çağımızdaki tüketme çılgınlığına en azından biz kapılmayalım. bir yazarı seviyorsun, bir grubu veya bir yönetmeni, hemen hepsini tüketme meyili. bakın ben her şeyini elimin altında olmasını istiyorum ama onları hemen tüketmeye kalkmak marazi bir şey ve her zaman konuştuğumuz entellektüel ilerlemeyi yakalayabilmek için entellektüel olmamak mevzusuyla ilintili. neyse bunu şimdi bir kenara bırakalım. sonra bir duras yaptım, konsolos yardımcısı. duras ın kurgularına bayılıyorum, ne zaman ondan bir şeyler okusam keşke ben de böyle şeyler yazabilsem kıskançlığını ve hüznünü hissediyorum. bu ilginç bir şey, mesela flaubert mükemmel yazıyor ama onu okurken böyle bir şey hiç oluşmuyor kafamda, belki de duras veya benzeri bir ismi okurken böyle bir şeyler yazabilceğimi düşünecek kadar yücegönüllü oluyorum. en son olarak bugün queneau nun bir kitabını okuyordum, perec bu kitabı çok seviyormuş, her neyse bitirmeden bir şey demiyeceğim.
ki aslında bitirdiklerim için de bir şey demedim.
ve bu yazı niye yazıldı ki?
eminim hepiniz bu hafta benim ne okuduğumu çok merak ettiniz.
bunu bir daha yapmayalım, okuyucunun dakikalarını çalmak istemem.
bir şekil bir şiirle bağlayayım dedim, aklıma bir şiir gelmedi, o zaman si yu leytir.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

tıpkı bernhard gibi kafam köpek beslememe izin vermiyordu ama sonra düşündüm schopenhauer geldi aklıma- her ne kadar kendisiyle çok içli dışlı değilsem de- bilindiği üzere kendisi çok muzur bir kişilik çok sıkı fıkı olunca bir hafta tavan seyrediyorum –gereksiz bilgileri saklama da uzman hafızam sebebiyle olsa gerek adamın köpeklerinin adlarına kadar biliyorum -her neyse kendi kendime ulan scop. gibi bir herif köpek besleyebiliyorsa- bu arada aklımdan şimdi bunun hizmetkarları falan vardır –gerçi benimde var ama sebasçiyan köpeklerden nefret eder-diye de geçmedi değil ama bu düşünceyi hemen kafamdan savdım ,zaten bu konuda üstüme yoktur –ben neden yapamayaym ki dedim.işte flush ı almaya böyle karar verdim ama noldu sonu mutsuz son oldu.yani diyeceğim odur ki bernhard diyorsa doğrudur..bunu kısa yolsan diyip de bu bloğa eziyet etmesem daha iyi olurmuş aslında .

lüzumsuz adam dedi ki...

abi senin ve sebasçiyan ın yorumlarını okumak gerçekten ilginç oluyor:)
her zaman beklerim.