13 Kasım 2008 Perşembe

iletişim&hasan ali toptaş

iletişim yayınevi henüz birkaç sene öncesine kadar oğuz atay la meriç i basan bir yayınevi olarak anılırken bugün geldiği nokta çok güzel. önce rus klasiklerinin adamakıllı çevirileriyle başladılar işe, sonra yaptıkları özgün çevirilerle okuyucuya daha önce okuyamadıkları kitaplarla tanıştırma fırsatı verdiler. açıkçası murat belge yi günahım kadar sevmem, ama beni bilirsin, söylemeden edemem.
ve geçtiğimiz ayda hasan ali toptaş iletişim e transfer oldu. kitaplarının doğan dan çıkması bana çok komik geliyordu-bir diğer isim de can yücel-, yani bu iş güzel oldu bana kalırsa.
hasan ali toptaş ne yazık ki hakettiği değere sahip biri değil, ama bu cümle biraz sıradan kaçtı, yani şunu demek istiyorum, hakettiği değeri büyük çevrelerde görme şansı olmayan bir isim ve zaten kitapları yüz binler satmaması gereken bir isim.
toptaş ın uykuların doğusu kitabı aklıma marquez i getirtti, onun nesneleri canlandırması, sürekli dediğimiz sanatsal gerçekçiliği. dile hükmeden bir isim, kıskandıran bir hükümranlık kurduğu, aynı zamanda her sayfaya çökmüş olan melankoli ve insanın huzursuzluğunu her seferinde daha da arttıran kara mizah alagorileri ve yaşamak isteyen hüznü ve de tabii ki onu yazmaya iten yalnızlığı.
kitap arkalarına konulan birkaç cümleyle anlatılabilmek imkansız toptaş ı, yine de evdeki notlarımdan uykuların doğusu kitabından bir şeyler buldum sizin için. notlarımı okumakta zorlandım, o yüzden bazı yerleri tahminen yazıyorum, idare edin, değerinizi de bilin.

insanların büyük kötülüklere yol açan iyilik anlayışlarından korkuyorum. sonra kendini çocukların varlığında yenileyen hayatın acımasızlığından, bu acımasızlığın üstünü örten masumiyetin derinliğinden ve kapı kilitlerinden korkuyorum. sonra canlı olmanın aczinden, bu aczin doğurduğu kaçınılmaz sonuçlardan, sokaklardan ve insanların içinde uğuldayıp duran çok ağızlı kuyularla, bu kuyuların karanlığından korkuyorum. sonra hızımı alamadım ve insanların varlığını ekislterek onları tammış gibi gösteren şehrin abuk sabuk görüntülerinden korkuyorum. sonra hızlandıkça hızlandım ve patronların diliyle konuştuklarını fark etmeyen ezik ruhlu kapı kullarının gururundan ve bu gururun girebileceği çeşitli kılıklarla bu kılıkların insana alçakgönüllükmüş gibi gözüken kıvamından korkuyorum. sona aniden hatırladım ve bir insanın her şeyi bırakabileceğini ve sonra kıt akıllı adamların, geçmişlerini başkalarının geleceğinden geri almaya çalışan kırkını aşmış çocukların ve hemen her fırsatta yaralı güvercinleri oynayan kadınların yanı sıra ben uzun ömürlü neşelerle uykulardan korkuyorum.

1 yorum:

Burak dedi ki...

Tesadüfen bir dergide rastlamıştım. (Derginin de sondan önceki sayısıymış , iki sayı okuyabildim )İnsanlardan uzak adada yazanlardan biri kendisi. Kitabı da çok etkilemişti, dediğin gibi dili muazzam kullanıyor. Bir kere okuyup kenara konulmaması gereken bir kitap.