10 Ekim 2008 Cuma

Umut

İstanbul’un Anadolu yakasını pek bilmem. Beyoğlu uğrak mekanımdır, ne zaman arkadaşımla buluşsam orada oturacak bir yerler buluruz. Kalbimin daha hızlı çarpmasına neden olan gülümseyen bir yüz yüzünden Anadolu yakasını da keşfetmeye başladım. Sahil şeridindeki küçük mahalleler bu karmaşık koca şehirde tüm sıcaklığı ile bir şekilde yaşamına devam ediyordu. Belki bir gün orada bir evimiz olur kim bilir ? Çıkar boğaza doğru iki sigara tellendirir melankolinin dibine vururuz. Belki bir de şarap deviririz ne dersin üstad . Neyse hayalleri bir kenara bırakıp hikayemi paylaşayım.
Tüm zorluklara rağmen bütün güçleri ile bizi o bir yakadan diğerine taşıyan vapurlardan birinden indikten sonra Kadıköy’ün tek sevdiğim yeri olan denizin kıyısındaki bankların olduğu yere doğru ilerledim. Neden bilmem denizden uzaklaşınca kendimi kötü hissederim her zaman. Eylül ayıydı ve ben de ne zamandır okumadığım Eylül’ü de yanıma alıp kendimi buraya atmıştım. Eylül ayında Eylül’ü okuyordum ne güzel değil mi? Banklardan birine kuruldum, şehrin gürültüsüne kulak tıkayıp dalga sesleri eşliğinde kitabı okumaya koyuldum. Arada bir kafamı kaldırıp , artık çok az gelebildiğim bu şehrin güzel siluetini seyrediyordum. Etrafıma bakındım yaşlı bir çift bir banka oturmuş bir şeyler konuşmaktaydı. İmrendim onlara üstad. Benim de yanımda uzun yıllar boyunca bir şeyler paylaşabileceğim birisi olacak mı? Her şey ters gittiğinde bile bana bakıp gülümsesin , kaygılanmamı söylesin yeter yanımdaki. Çok mu şey istiyorum acaba ?
Biraz etrafı seyrettikten sonra yeniden okumaya koyuldum. Ama uzun sürmedi , bugün okumaktansa etrafa bakınmak, yollarda yürümek istiyordum. Bir yere gidermiş gibi adımlar atmak istiyordum, ama hiçbir yere gitmek istemiyordum. Gözüme ufak bir çocuk takıldı. Az ilerideki bankta oturanlarla konuşuyordu. Ne konuştuklarını anlayamayacak kadar uzaktaydım. Elinde bir darbuka vardı çocuğun , yüzünde de çok tatlı bir gülümsemesi.. Küçük çocuklar ne güzeldir, onların hiçbiri çirkin değildir fark ettin mi üstad ? Çirkinlikler hep ilerleyen yaşlarda gelir. Çok severim çocukları , özellikle de kız çocuklarını. Erkekler soğuk olur çünkü, kızlar daha sıcak kanlıdır. Ama hepsinin gözleri çok tatlıdır. Öyle bir bakarlar ki… Kitabı kapatıp seyretmeye başladım çocuğu. Banktakilerle biraz konuştuktan sonra bana doğru yürümeye başladı. Etrafta bir sürü çocuk türemişti ya dileniyorlar ya da bir şeyler satmaya çalışıyorlardı. İnsanı bezdirene kadar uğraşırlar sonra da istediklerini yapmazsanız sövüp , beddualar eşliğinde uzaklaşırlardı. Bu çocukta farklı bir şeyler vardı hissediyordum. Belki daha yeni başlamıştı o yüzdendi kim bilir? Zamanla o da değişirdi , bütün çocuk hayalleri kaybolur, o da diğerleri gibi beddua etmeye başlardı bize yalın ayak dolaşmaya alıştığında , kol kola sevgililerin dolaştığı , işe gidip gelen iş adamlarının , kadınların , aylak aylak dolaşan öğrencilerin , düzgün bir hayatı olup da bunları fark edemeyen insanların arasında.
O yüzündeki gülümsemesini koruyarak yanıma geldi. Oturduğum bankta kuruldu. Yorulmuştu belliydi.
- Niye darbukanı çalmıyorsun ?
- Bilmiyorum ki.
- Senin değil mi o ?
- Cık.
- Olsun sen çalar gibi yap en azından.
- Bilmiyorum ki çalmayı.
- Eee, çalmazsan kimse para vermez.
- Ama benim değil ki darbuka.
- Adın ne senin ?
- Umut.
- Kaç yaşındasın ?
- Sekiz.
Biraz daha konuştuktan sonra cebimden bir lira çıkardım ona uzattım. Kabul etmedi. Demiştim size o farklıydı.Kabul etmedi.
-Al ama bak sen beni kırmadın oturdun konuştun ben de sana bunu veriyorum ne olacak ki teşekkür ederim sohbetin için.
-Hayır ben teşekkür ederim.
-Ben teşekkür ederim.
-Hayır ben teşekkür ederim.
Gülüştük. Zaten konuşma boyunca utangaç bir ifade ile tatlı gülümsemesi yüzünden hiç eksik olmadı.Sonra kalktı yanımda ağır adımlarla yürümeye başladı. Arkasını dönüp bir kez daha gülümsedi bana. Yavaş yavaş uzaklaştı, başka bir bankın önüne gitti. Ben tekrar kitabı açtım. Ama yine okuyamadım . Kafamı kaldırdığımda Umut gözden kaybolmuştu. Ben de oturduğum yerden kalktım. Sahil yolundan Moda’ya doğru yürümeye başladım. Aklıma beni İstanbul ‘u C. gibi dolaştıran o tatlı gülümsemeye sahip kız geldi. İşi bitince buluşacaktık oturduğum yerde. Sonra da seyrettiğim bir film geldi aklıma. Film de yunan mitolojisindeki bir hikayeye gönderme yapılıyordu. Adam önde yürüyordu, arkasında da geride bıraktığı sevgilisi geliyordu. Eğer arkasını dönerse kaybolacaktı kadın. Ben de arkama bakmaya korktum ,bir sigara yaktım yoluma devam ettim.

3 yorum:

Akif dedi ki...

Sevimli-dokunaklı hikayesinden sonra "bunu burak yazmadı mı acaba?" diye düşünmeye başlamışken son paragrafta hissettiğim daha vurucu iç burkulmasıyla yanıldığımı anladım. Güzel başlangıç, devamı geleceğine eminim...

ukubo dedi ki...

ilginç.. bi çocuk öyle işlere nasıl başlar ki? üzüldüm.

"Sanki bir yere gidercesine adımlar atmak , ama hiçbir yere gitmek istemiyordum."

bu cümle düşük mü olmuş?

Burak dedi ki...

Valla , geceleyin bir yandan içerken yazdım. Kusura bakmayın hatalar için. Bir dahakine daha dikkatli olurum.