14 Ekim 2008 Salı

Tatil

Güzel bir yaz günüydü. Kavurucu güneş kaybolmuştu. İnsana huzur veriyordu dışarıdaki aydınlık.Bu hava değildi belki insanı sarhoş eden ama beni bile keyiflendirdiğine göre güzel olmalıydı. Kendimi yaklaşık bir haftadır eve hapsetmiştim. Aslında severim evde zaman geçirmeyi. Kalabalıktan uzak , sessiz odamda oturur gün boyu bir şeyler okurum. İlham perisine denk gelip de bir şeyler karalayabilirsem değmeyin keyfime. İnanın bu yaz aylarında oradan oraya seyahat eden, denize giren , bütün gün dolaşan , üstüne de geceleri eğlenmek için bir yerlere giden , eve dönüşte de dinlenme ihtiyacı hisseden sizlere hiç imrenmiyorum. Asıl tatili ben yapıyorum be !
Bir annem olur gündüzleri evde. Sabah kahvaltı ederiz, üzerine bir de çay sohbeti yaparız. İlgimi çekmeyen şeyler hakkında konuşsak bile onunla konuşmak keyif verir bana. Ara sıra da ailenin diğer fertlerini çekiştiririz. Eee , dedikodu yapmayan kaldı mı ki bu devirde? Rutin halini almıştı , bu kahvaltı ve çay sohbetleri. Ondan sonrasında o da yalnız bırakır beni, çekilirim odama. Arada sadece çay isteyip istemediğimi sormak için seslenir o kadar. Her zaman evde kalmıyorum tabi. Çıkıp sahil şeridinde yürümeden duramam . İstanbul’ da yaşayacaksın ve gidip denizi seyretmeyeceksin. Bu mümkün değil benim için. Bunlardır benim tatil anlayışım , sizinki benim için çok yorucu.
Evde kalmak bu kadar hoşuna gidiyor da neden hapsedildiğinden bahsediyorsun diye soracaksınız, beklersiniz eğer anlatacağım.
Yapmam gerektiği söylenen her şey beni boğmaktan başka bir şeye yaramıyordu ve de kaçış noktam olan kitaplar küsmüştü bana. Bir beş dakika bile odaklanamıyordum okurken ,kafamın içini tilkiler meşgul ediyordu. Kaleme sarılmayı denediğimde ise eğrilerden martılar ve de kesik çizgilerden deniz çizmekten başka bir şey yapamıyordum. Ha pardon , en iyi yapabildiğim geceleyin gökyüzü resmiydi. Zifiri karanlık…
Balkona çıkıp insanları seyrediyordum , belki kendimi kandırırım da dışarı çıkarım diye. Ancak onlara yaklaşmak istemiyordum. Kimseyi etrafımda görmeye tahammülüm yoktu. Evin içinde deli divane dolanıyordum . Bazen uyuma denemeleri yapıyordum . Ne oturma odasındaki çekyat , ne de yatağım bu imkanı vermiyordu bana. Geceleri ise gözlerim de derman kalmayınca kadar televizyon seyrediyordum yatağımdan. Her seferinde de bu boş şeyleri seyrettiğim için hayıflanıyordum. Evde kalmaktan hiç bu kadar sıkılmamıştım.
Ama bugün balkona çıktığımda olan oldu , içimde bir kıpırtı vardı , yaşam belirtileri görüyordum kendimde. Biran önce hazırlandım ve dışarı çıktım. Akşama bir iki saat kalmıştı ve güneşi kaçırmadan kendimi deniz kenarına atmak istiyordum.Denize ulaşmam iki otobüs değiştirmem gerekiyordu. İlk bindiğim her zaman ki gibi bomboştu. İş saatleri dışında kimse mahalleyi terk etmez hafta içleri . Yol kenarındaki insanları seyrederken bile keyif alıyordum otobüste. İkinci otobüste de en arkaya geçtim ve pencere kenarındaki yerimi aldım. Camdan dışarıyı seyrediyordum yine hareket halinde iken. Otobüs duraklarda durduğunda da binenlere bakıyordum. Belki güzel bir kadına denk gelirdim kim bilir ? Onu da ikna eder , gider deniz kenarında yürürken sohbet ederdik. Sonra deniz kenarındaki kayalardan birinin üstüne oturur seyreder ve dinlerdik İstanbul’u tek kelime etmeden. Konuşmak , paylaşabilmek ve onun gülümsemesini seyretmekti ihtiyacım olan. Üstad hep der zaten. Yanında gülümseyen bir kadının varsa kendini şanslı saymalısın diye. Ben de onu arıyordum bugün belki de.
Birkaç durak geçtikten sonra binenlerden biri dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Otobüse binen benden iki ya da üç yaş küçük bir genç kızdı. Siyah askılı bir bluzu , siyah dar bir kot pantolonu ,beline kadar uzanan sapsarı saçları vardı. Onu rahatsız etmemek için gizlice seyretmeye başladım onu. Oturacak yerler olmasına rağmen orta taraftaki boşlukta duruyordu öylece. Bu da benim onu daha rahat seyredebilmemi sağlıyordu. Rahatsız etmemek için dikkatli hareket etmeme rağmen bakışlarına yakalandım. Onu rahatsız etmiş olduğum için utandım , yanaklarımın kızardığını hissediyordum. Kafamı camdan yana çevirdim ve kendime kızmaya başladım. Sonrasında ise dayanamayıp tekrar bakışlarımı o tarafa yönelttim bu sefer bana gülümsediğini fark ettim. Belki içine düşmüş olduğum çocukça duruma gülüyordu, yanaklarım kızardığını fark etmiş olabilirdi , ya da tedirgin hareketlerimden dolayı gülüyordu. Gülümsemesi beni heyecanlanmıştı,kız arkadaşlarının yanına gidip de iki kelime konuşamayan küçük çocuklar gibiydim. Sonrasında bakışlarını yola doğru çevirdi ,beni öylece bırakarak. Bunun üzerinden fazla geçmeden kapıya doğru hareketlendi. Durağa yaklaştığımız da ben de bir an için inmeyi düşündüm , sonra yapmayı düşündüğüm şeyin ne kadar aptalca olduğunu düşünüp vazgeçtim. O indi otobüsten , ben de yeniden hareketlenen otobüste hala onu seyrediyordum. Yavaş yavaş gözden kayboluyordu. Fazla geçmeden birden otobüsten inmek için ayaklandım , belki onu kaçırmadan önüne çıkabilirdim. Otobüs Haliç’i geçip geri dönecekti. Fakat trafik sıkışmıştı ve artık ilerleyemiyorduk. Dayanamadım şoföre ön kapıyı açtırıp atladım aşağıya. Koşmaya başlamıştım. Koşarken de onunla beraber inmediğim için kendime kızıyordum. Koştum , koştum , koştum… Gelmesini beklediğim yere vardığımda nefes nefese kalmıştım. Yolun kenarına oturup beklemeye başladım. Gelen giden kimse yoktu. Belki yolda bir yere uğramıştı birazdan gelecekti buraya. Biraz daha bekledim gelmedi , bir de sigara yakıp beklemeye devam ettim.
Hala görünürle de yoktu ve de sigaram bile bitmek üzereydi. Geleceği yoktu , belli ki ara sokaklardan birine sapmıştı. Sarayburnu’na doğru yürümeye başladım. Deniz kenarında biraz yürüdüm , ama sabah ki neşem kaybolmuştu . Tekrar yalnız olduğumu hatırlamıştım, gülümseyen bir kadınım yoktu bana huzur verecek. Fazla dolaşmadan eve dönme kararı aldım. Zaten akşam da olmuştu güneşi de kaçırmıştım.
Artık otobüsler doluydu, trafik sıkışmıştı bütün yollarda. Beni eve götürecek otobüs iyice doluydu , zorla bindim otobüse. Duraklar geçmeye başladı. Ağır bir ter kokusu vardı , rahatsız etmedi her zaman olduğu gibi. İnenler oldukça , ben de arkaya doğru ilerlemeye başlamıştım. Burnuma gelen hoş bir parfüm kokusu vardı ama aldırmadım bile . Artık bir an önce eve gitmek istiyordum. Son durağa geldik indim. Eve doğru yürümeye başladım. Eve gider gitmez uyuyacaktım. Suratım iyice asılmıştı . Her şey yeniden başlamıştı. Bütün zorunluluklarım (sorumluluklarım) aklıma gelmişti birden. Bir şeyler atıştırdım , sonra da odama geçip yatağıma girdim. Hep yaptığım gibi çok uzun bir süre uyumak isteyerek uyudum. Belki bir beş sene… Sonra uyandığımda kendime gelmiş olacaktım , her şey silinmiş olacaktı.
Uyandığım da gecenin ikisiydi. Tekrar yatamadım , kendime bir kahve aldım , masamın başına geçtim. Otobüsteki kızı çoktan unutmuştum zaten , canımı sıkan bambaşka şeylerdi , belki de her şey. Esas olan bana dayatılan şeylerdi , canımı sıkan şeyler nasıl olacak da beni mutlu edecekti? Başkaları bunları nasıl yapıyordu? Sanırım ben artık kendimi kandıramadığımdan bunlar bana zor geliyordu . Bir kitap aldım elime okuyamadım . Bir kahve daha aldım kendime , bir de sigara yaktım yanına. Kalemi elime aldım . Bir şey yazamadım. Eğrilerden martılar , kesik çizgilerden denizler yaptım kendime. Zifiri karanlıktı…

1 yorum:

lüzumsuz adam dedi ki...

eh bu galiba arkası yarın olacak.
hadi bakalım, bekliyoruz.