31 Ekim 2008 Cuma

iki bin sekiz ekim


beckett i joyce a
turgut uyar ı hilmi yavuz a
oğuz atay ı yaşar kemal a
pessoa yı proust a tercih etmemin altında hep aynı neden var gibi geliyor bana.
bunu düşünüyordum sirkeci garında oturmuş, pessoa okuyup lou reed berlin dinlerken.
her zaman dile getirilmemiş bir şey var.
söylenilmesi istenen ama denilememiş, devam eden bitmeyecek bir amatör, kendini ezen, rahat edemeyen bir ruh.
işte bu isimler bu yüzden benim için öne çıkıyorlar dilin ustalarının yanlarında.
yine de bunu tam olarak anlatamıyorum. belki ilerde..
biraz da lou reed den bahsedeyim. berlin i yıllar önce çıkardığın üstat eleştiriler üzerine hayal kırıklığına uğramış ve albüm turnesine çıkmamış. sonra 07 yılında bu albüm için bir turneye çıkmış ve schnabel da bu konseri kurgulamış.
ve geçtiğimiz film festivalinde beyoğlu sinemasında bu filmi izledik, daha doğrusu bana sadece ben izledim gibi geldi. birkaç şarkı sonra çıkmaya başladılar, kalanlar üflüyordu, lou reed sadece trainspotting de perfect day i söyleyen adamdı. geçen yıllar burada pek bir değişiklik yaratmamıştı. gözlerimi kapadım, böyle dinlemeye devam ettim. ve sonra kadife sesini duydum antony nin, babalarının getirdiği sürpriz hediyeye sevinen çocuklar gibiydim, tüylerim ürperdi, orada olmak istediğim nadir anlardandı.
lou reed in umursamaz açıklığı onu farklı kılmıştı, galiba yıllar sonra beni ona çeken de bu oldu.

1 yorum:

Burak dedi ki...

Bir şeyler paylaşabilmek bizi o eserlere daha çok bağlıyor. Bunu gördükten sonra da onlar yazarlıktan çıkıp yakın bir dosta dönüşüyor. Her ne kadar zaman zaman uzaklaşmış olsam da okumaktan , bıkmadan usanmadan devam edeceğim, bizi anlayan birileri var çünkü.